Bir Milletin Varoluş Savaşı: Çanakkale Geçilmez

Bir Milletin Varoluş Savaşı: Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez: İnancın ve Kahramanlığın Destanı

Tarih bazı anlara şahitlik eder ki, bu anlar yalnızca bir savaşın değil, bir milletin ruhunun ve direnişinin abideleştiği destanlara dönüşür. Çanakkale Zaferi de, 18 Mart 1915’te imkânsızlıkların imanla nasıl yıkıldığını, Mehmetçiğin vatan sevgisiyle tarih yazdığını tüm dünyaya gösteren bir abide olarak yükselir. Bu zafer, yalnızca bir cephe başarısı değil; Türk milletinin özgürlük uğruna toprağa düşen her ferdiyle ördüğü bir varoluş mücadelesidir. Çanakkale, dünyanın en güclü donanmalarına karşı, silahın değil, imanin galip geldiği bir zaferdir.

Bir Dünya Savaşının Kıskacında Çanakkale 20. yüzyılın başları, emperyal güçlerin Osmanlı coğrafyasını paylaşma hırsıyla kızışan bir dönemdi. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle İtilaf Devletleri, Rusya’ya yardım ulaştırmak ve İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı’yı saf dışı bırakmak için Çanakkale Boğazı’nı hedef aldı. Karşılarında ise yorgun bir imparatorluk vardı: Osmanlı ordusu, dört bir cephede savaşırken, Çanakkale’deki savunma gücü kısıtlı kaynaklara dayanıyordu. İngiltere ve Fransa’nın on binlerce askerine ve devasa sömürge ordularına karşılık, Türk tarafının cephedeki asker sayısı oldukça düşüktü. Donanma gücü ise Nusret Mayın Gemisi gibi sembolik birkaç unsur dışında yok denecek kadar azdı. Ancak Çanakkale’de savaşanlar, eksiklerini iman ve stratejiyle kapatacaklardı.

Denizde Yazılan Destan Şubat 1915’te başlayan deniz harekâtı, İtilaf Devletleri’nin zaferinden emin olduğu bir hamleydi. Amiral Carden komutasındaki filo, boğazın savunma hatlarını aşmayı planlıyordu. Ancak Türk bataryaları, düşmanı her adımda yıpratıyor, Nusret Mayın Gemisi’nin 8 Mart’ta Erenköy Koyu’na döşediği 26 mayın ise tarihin seyrini değiştiriyordu. 18 Mart sabahı, “yenilmez” armada boğaza girdiğinde, önce topçu atışlarıyla tabyalar susturulmaya çalışıldı. Ancak saatler süren bombardımanın ardından, Nusret’in mayınları İngiliz ve Fransız gemilerini birer birer denizin dibine gönderdi. Bouvet, Irresistible ve Ocean gibi dev savaş gemileri sulara gömülürken, müttefiklerin gücü ciddi oranda kırıldı. Churchill’in sonradan itiraf ettiği gibi, “20 demir kap” (mayın), Çanakkale’yi geçilmez kılmıştı.

Kara Savaşlarında Bir Milletin Doğuşu Denizdeki hezimet, İtilaf Devletleri’ni karadan saldırmaya itti. 25 Nisan 1915’te Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale’ye çıkarma yapan düşman, Mustafa Kemal’in dehasıyla karşılaştı. Conkbayırı’nda askerlerine “Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” diyen bu genç komutan, Çanakkale’yi bir milletin kaderini değiştiren bir mektebe dönüştürdü. Anzakların “çılgın Türkler” dediği Mehmetçik, siperlerde süngü hücumlarıyla, gece baskınlarıyla düşmanı şaşkına çevirdi. Ağustos’taki Anafartalar Zaferi, düşmanın son umutlarını da söndürdü. Sekiz ay süren kanlı çarpışmalar sonunda, İtilaf kuvvetleri 9 Ocak 1916’da Gelibolu’yu terk etmek zorunda kaldı.

Sonuç: Bir Destanın Mirası Çanakkale Zaferi, yalnızca bir savaşın değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin sembolüdür. Bu zafer, Mustafa Kemal’i tarih sahnesine çıkaran, milli mücadelenin tohumlarını atan bir dönüm noktalarından biridir. Bugün, Çanakkale’yi anarken, sadece geçmişi değil, geleceği de düşünmeliyiz: Birlik ve beraberlikle koruduğumuz bu vatan, şehitlerin emanetidir.

Ruhunuz şad olsun, aziz şehitlerimiz…

Kerim Yarınıneli/KerimUsta.com

Kerim Usta
Kerim Usta tarafından yazılan son yazılar (Hepsi)

Yorum yapmaya ne dersiniz?